25 Ekim 2023

Bugün karşınızda Bölgeler Meclisi’nin seçilmiş Başkanı olarak bulunmaktan büyük bir onur duyuyorum. Sizlere, önümüzdeki iki buçuk yıl için beni seçerek gösterdiğiniz güven için teşekkür ediyorum.

Öncelikle, geçtiğimiz dönem boyunca meclise liderlik ettiği ve çalışmalarını üstün bir beceri ve başarıyla yönettiği için eski Başkan Harald Sonderegger'e teşekkür etmek istiyorum.

Özellikle Reykjavik Zirvesi'ne Kongre katkısının sunulmasındaki rolü dolayısıyla kendisini saygıyla selamlıyorum. Harald Sonderegger'in çalışması, raportörü olduğu Kongre için önceliklerin yenilenmesinin yanı sıra, Kongre ve Bölgeler Meclisimize daha kapsamlı bir yetki verilmesiyle sonuçlandı.

Kıtamızın ve bölgelerimizin karşı karşıya olduğu zorluklar giderek artıyor.

Görev süremin, Kovid-19 Salgını sonrasındaki mirasın yönlendirdiği ve Ukrayna, İsrail ve Filistin'deki çalkantılı savaş döneminin damgasını vurduğu zorlu bir zamanda başladığının farkındayım.

Bu krizlerin kısa sürede çözülmeyeceği aşikâr. Üstelik yenilerinin ortaya çıkmayacağını kimse garanti edemez.

Bu açıkça insanlık tarihinde farklı bir an. Bu daha önce yaşamadığımız bir çağ. İnkâr edilemez bir şekilde, insanlık tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir çağda yaşıyoruz.

Evet, uygarlık tarihi boyunca her zaman birden çok kriz yaşadık.

İnsanlık yüzyıllar boyunca süren kölelik çağını yaşadı. Uygarlığımız, kadınların toplumu yönetmede hiçbir hakka sahip olmadığı o günleri geride bıraktı.

İki korkunç dünya savaşı yaşadık.

Hiroşima'yı yaşadık.

Duvarları yıktık.

Nükleer silahlara karşı yürüdük.

Ama her zaman, demokrasiyi, insan haklarını ve hukukun üstünlüğünü desteklemenin yollarını da bulduk.

Bence insanlık şu anda çok farklı bir sınavdan geçiyor...

Tarihimizde ilk defa, yaşadığımız krizlerin öncelikli öznesi artık insanın kendisi değil.

Savaşlar, atom bombaları, insan haklarının ihlalleri... Bunların hepsi insanlar arasında çözülmesi gereken büyük sorunlardı.

Artık aramızda başka bir karar verici var.

O da gezegenimiz! Beslediği tüm ekosistemleriyle, suyuyla, havasıyla, toprağıyla ve biyolojik çeşitliliğiyle, yeryüzü.

Bunun nedeni, mekânsal olarak artık bu gezegene sığamıyor olmamız. Şehirlerimizin ayak izi dünyanın iki katı büyüklüğünü aşıyor. Toprak ananın bize verebileceğinden en az iki kat fazlasını tüketiyoruz. Aştığımız eşik sadece iklim kriziyle sınırlı değil.

İklim krizi, bu felaket durumun sonuçlarından yalnızca bir tanesi. Doğanın ekolojik döngüleri ile insan türünün siyasi düzeni arasındaki bu mütekabiliyet dışı koşullar, kendimiz de dahil olmak üzere tüm canlıların geleceğini tehdit ediyor.

Sonuç olarak modern uygarlık için doğa artık dışımızdaki bir nesne değildir. İçimizdeki bir öznedir.

Doğa, insanın merkezinde yer aldığı bir çevre değildir.

Doğada merkez yoktur ve doğa yaşamlarımızın odağıdır.

Dolayısıyla politikacıların, bilim insanlarının, sanatçıların, toplum önderlerinin, girişimcilerin, iş insanlarının ve diğer herkesin “ne yapmalı” sorusunu sorması artık yeterli değildir.

Bence, çağımızın gerçekleri için daha uygun olan soru "Nasıl?"

Açıkçası, doğayla uyum içinde olan farklı bir kültür geliştirmeden gezegenimiz için daha iyi bir gelecek inşa edemeyiz.

Bu nedenle, her şey gibi, bu krizlere karşı mücadelemiz de bir kültürel temele, döngüsel bir kültüre ihtiyaç duymaktadır. Bu açıdan Eylül 2021'de gerçekleşen UCLG Kültür Zirvesi'nin ana çıktısı olan İzmir Deklarasyonu, "Döngüsel Kültür"ün "Nasıl" sorusuna yanıt verdiğini gösteren güçlü bir kavram olduğunu açıklayan bir kilometre taşı niteliğindedir.

Hayatımızda ne yaparsak yapalım ister şehircilik ister bilim ister sanat ister politika olsun, hiçbir önemi yok. Kültür hepsinde mevcut. Kültür hepsini bir arada tutan harçtır, bir ağacın köklerini ve dallarını birbirine bağlayan su damlalarıdır, hayatın özsuyudur. İşte bu nedenle döngüsel kültürün bölgesel yönetişimin ve kalkınmanın özü olduğu kanaatindeyiz.

Döngüsel kültür dört ayak üzerinde yükseliyor: Doğayla uyum, birbirimizle uyum, geçmişle uyum ve değişimle uyum.

Döngüsel Kültür, karşılaştığımız zorlukların üstesinden gelmek için politika oluşturmada uyum sağlamayı, katılımı ve kapsayıcılığı bünyesinde barındırmaktadır. Böylece, bölgesel planlarımıza toplumsal ve ekolojik adaleti dahil ederek, doğanın yaşamlarımızla derin bir şekilde bağlantılı olduğunu vurguluyoruz.

Bu yılın mayıs ayında Reykjavik'te gerçekleşen Avrupa Konseyi Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nin, bugün dile getirdiğim birçok endişeyi cesurca ele aldığını görmek beni çok memnun etti.

Zirvede, bazı Avrupa ülkelerinde demokratik değerlerin endişe verici düzeyde aşınmasıyla daha da ağırlaşan çok sayıda krizin toplumsal, ekonomik, insani ve ekolojik sonuçları güçlü bir şekilde vurgulanmıştı.

Kongre şimdi bu zorluğun üstesinden gelecektir ve Bölgeler Meclisinin görevi, bu kararlılığın bölgesel düzeyde yerine getirilmesine güçlü bir şekilde katkıda bulunmaktır. Demokrasinin dijitalleşmesini temel alan bölgesel stratejiler, Reykjavik Zirvesi'nin sonuçlarını hayata geçirmek için olağanüstü bir ilham kaynağı olabilirler.

Bu Zirve bizi, vatandaşlarımız arasında daha fazla uyum sağlayarak, bölgelerimiz de dahil olmak üzere vatandaşlarımızın dayanıklılığını güçlendirmek için odaklanmaya zorluyor. Karşılaştığımız sorunlara verdiğimiz yanıtlar, şehirlerin ve bölgelerin ulusal otoriteler ile yerel toplulukları bir araya getirmede güçlü bir rol oynadığı daha etkili ve çok katmanlı yönetişimin gerekliliğini gösteriyor.

Bu yılın başında ülkem Türkiye'de meydana gelen yıkıcı deprem, yerel ölçekte daha iyi bir dayanıklılığa ve dayanışmaya dayanan daha etkili ve çok katmanlı yönetişime duyulan ihtiyacı net bir şekilde hatırlattı.

Reykjavik Zirvesi'nde örnek gösterildiği şekilde, şeffaflığı önceliklendirerek ve politika oluşturma sürecine erişim sağlayarak, vatandaş katılımını aktif olarak teşvik etmeliyiz. Bu çabalarımız, son yıllarda siyasete duyulan güvensizliğin artması nedeniyle büyük önem taşımaktadır. Bu eğilime karşı koymak için vatandaşlarımıza kendi geleceklerini şekillendirmede aktif rol alabilecekleri fırsatları ve gerekli araçları sağlamalıyız.

Reykjavik Zirvesi ayrıca Avrupa siyasetinde ve Avrupa Konseyi'nin çalışmalarında gençlik perspektifinin ve gençlerin katılımının arttırılması çağrısında bulunmuştu. Gençlerle birlikte çalışmaya devam etmeli ve onlara başta siyaset olmak üzere hayatın her alanında aktif rol alabilecekleri alanlar açmalıyız.

Reykjavik Zirvesi, özellikle bölgelerin güçlü yetkinliklere sahip olduğu ve bölgesel eylemin önemli bir etki yaratabileceği yerlerde, yerel ve bölgesel yönetimlerin doğayla uyumun artırılmasındaki önemli rolünün altını da çizmiştir. Dahası, topluluklara ve ekosistemlere yakın olmaları, yerel ve bölgesel otoriteleri stratejiler ve sahadaki uygulamaları arasındaki boşluğu doldurabilecek benzersiz bir konuma getirerek insanlık ve doğa arasında daha derin bir bağ kurulmasına destek olmaktadır.

Dijital dönüşüm aracılığıyla değişimle uyum da zirve tarafından vurgulanmıştır. Dijitalleşme ve yapay zekâ ile ilgili konular, bu meclis için ilgi ve önem arz etmektedir. Yapay zekâ uygulamalarının ve bölgesel hizmetlerin dijitalleştirilmesinin olası sonuçlarını ve vatandaşlarımızın haklarının korunması konularını önemle irdelemeliyiz. Buna ek olarak, aktif vatandaşlığı hayatımızın her anında teşvik etmek için e-demokrasi araçlarını da daha ayrıntılı olarak incelemeliyiz.

Meclisimizin Değerli Üyeleri,

Dünyada otoriter ve popülist güçlerin yükselişte olduğu bir dönemden geçiyoruz.

Bölgesel yetkililer bu büyük zorluğun üstesinden gelinmesinde kilit roldeler. Hep birlikte, bölgelerin doğru reaksiyonları verebilmeleri için tam donanımlı olduğundan ve ulusal hükümetler ve küresel kurumlar nezdinde seslerinin duyulduğundan emin olmalıyız.

Şehirler ve bölgeler, vatandaşların yaşam alanlarını, kentsel ve kültürel kimliklerini şekillendirmelerinde merkezi bir rol oynamaya devam etmektedir. Bu nedenle, yerel ve bölgesel yönetimler olarak, tüm yönetişim kurumları arasında en yüksek düzeyde vatandaş güvenine sahip olmaya devam etmemiz hayati önem taşımaktadır. Ben, bu güveni bölgesel demokrasiyi güçlendirmek için ilham kaynağı olarak görmemiz gerektiğine inanıyorum.

Yerel yönetimler vatandaşların seslerini doğrudan dile getirmektedirler. Bizler devletlerin önemli bir bileşeniyiz ve dirençli ve sürdürülebilir toplumların inşasına kolektif olarak katkıda bulunmaktayız. Önemli bir istikrar unsuru olarak Avrupa genelinde bölgesel demokrasinin güçlendirilmesine yönelik çalışmalarımızı sürdüreceğiz.

Hanımefendiler ve Beyefendiler,

Şehirler birbirlerine asla savaş açmazlar.

Onlar ancak kardeş şehir olabilirler.

Geleceğin dünyasının şehirlerin dünyası olacağı açık.

Demokrasi, sadece oy kullanabilen insanlara hizmet eden siyasi bir araç değildir. Demokrasi, oy kullanamayanlar da dahil olmak üzere, herkesin haklarını eşit şekilde koruyan bir kültürdür.

Şehirlerimiz ve bölgelerimiz, yaşamın tüm seslerini ve renklerini içinde barındırarak, herkes için yerel demokrasinin gelişmesinde önemli bir rol oynayabilirler. Oy kullanamasalar da, biz çocukları da temsil ediyoruz. Hepimiz ekosistemlerin sağlığından ve oy kullanamayan tüm diğer canlıların da sağlığından sorumluyuz.

Bizler, yerel ve bölgesel yönetimler, doğanın ekosistemlerine çok benziyoruz. Ortak hedeflere ve farklı güçlere sahip olan yaşayan bir şehirler ağı kurarak etkimizi daha da artırabiliriz. Bu, tüm yaşam ağının eksiksiz bir şekilde temsil edildiği, yerel bir demokrasiye doğru ilerlemenin tek yoludur.

Meclisimizin bu tür bir yaşayan ağın harika bir örneği olduğunu ve Avrupa siyasi diyaloğunda yereldeki yaşamın çıkarlarını temsil etmek ve savunmak suretiyle önemli bir rol oynayabileceğimizi düşünüyorum.

Sizlerle birlikte kıtamızda bölgesel demokrasiyi teşvik etmek için elimden geleni yapacağım.

Bu mücadelemde desteğinize ve kararlılığınıza sonuna kadar güveniyorum.

Dört gün sonra, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 100. yılı ve Cumhuriyetimiz 2. yüzyılına başlayacak. Bugün seçildiğim bu makamı, barış ve demokrasiye olan sonsuz bağlılıklarıyla modern Türkiye Cumhuriyeti'ni kuranlara borçlu olduğumun fazlasıyla bilincindeyim. Yeni bir yüzyıla girerken, yurtta sulh cihanda sulh ilkesiyle bizlere 100 yıldır kesintisiz barışı armağan eden Atatürk'ün mirasını daha da ileriye taşımak üzere bu görevi üstleniyorum. Türkiye Cumhuriyeti'ni daha sağlam bir demokrasi ile taçlandırmak için elimden gelenin en iyisini yapacağım.

Bölgeler Meclisi Başkanı olarak beni seçtiğiniz için bir kez daha canı gönülden teşekkür ediyorum.