Referandum ve Sonrası…

Sevgili Dostlar;

Dün, TC tarihinin en önemli halk oylamalarından birini yaşadık.

25 milyon insan “evet” derken, 24 milyon “hayır” dedi

Dün, Türkiye’nin geleceğini oyladık ve tam ortadan ikiye bölündük.

Ancak aynı ülkede yaşamaya devam ediyoruz;  Yani, dünkü Türkiye ne ise, bu sabahki Türkiye de odur.

‘Hayır’ çıksaydı da bir şey değişmeyecek sadece ülke için ‘tehlike’olarak gördüğümüz bir durumu engellemiş olduğumuzu düşünecektik.

Artık anayasal olarak da ‘tek adam”, aynı zamanda“tek sorumlu”, yetkiyle birlikte, sorumluluğu da üstüne aldı.

Şu bir gerçek ki, tüm yetkinin tek bir kişiye verildiği bir ülke uzun süre varlığını   sürdüremez. Ekonomisini yürütemez. Dünyada sağlıklı ilişkiler geliştiremez. Çünkü, sistemin dış itibara da ihtiyacı vardır ve “Kahir ekseriyet”in benimsediği demokratik bir sistemle milletin yarısının benimsediği bir sistemin itibarı aynı olmaz.

Yüzde 51/49 oranıyla da hukuken her şey  yapılabilir, ama siyaseten öyle bir ferahlık yoktur.Yani, yeni anayasal düzenlemeyle teslim edilen olağanüstü büyük güce rağmen yönetilemeyecek bir Türkiye yaratılmış oldu.

Bütün bu tabloya bakıp, sevinmeyi engelleyen başka sebepler de var;

Yapılan değişikliklerin demokrasimizi geliştirmek için değil, otokrasiyi kurmak amacına yönelik olduğuna dair öngörüler var. Acaba, “iktidar, kendi amacına ulaşmak için bu sonucu sonuna kadar kullanacak mı?” kaygıları var

Bu kaygıları ortadan kaldıracak olanların, yani  sistemi uygulayacak olanların sağduyusu, itidali, bütün vatandaşları kapsayan bir dil ve davranış geliştirmesi mümkün olabilecek mi göreceğiz.

Unutulmamalıdır ki, İyi ve doğru daima itidaldedir, kapsayıcı ve katılımcı olmaktadır.

Nihayet, bu sonuç, “hayır” diyenler için demokrasi ve özgürlük adına  vazgeçilmez bir mücadele zemini oluşturmuştur.

Değeri elden gidince anlaşılan demokrasi mücadelesi, bu günden yarına iktidarı ele geçirecek olduğumuz bir iktidar mücadelesi olarak anlaşılmamalıdır.

Bu bir başlangıç ve uzun soluklu bir çabadır.

Teklifi veren partilerin ikisi birlikte yüzde 63’e yakın bir oya sahipken toplamda sadece yüzde 51 alabildiler.

CHP, yüzde 25 olan oy potansiyeline ve HDP’nin zaten yüzde 10 civarını aşmayan potansiyeline karşın, kendisini öne çıkarmadan yüzde 49 sınırını gördü.

Muhafazakârların çok yoğun olduğu semtler, Üsküdar, Esenlerve üç büyükşehir AKP’nin elinden alındı.

Başta Ankara ve İstanbul olmak üzere bütün  büyük şehirlerde,  yarından itibaren farklı bir moralle, yenilen gibi değil, diktatörlük oyununu bozan insanlar olarak mücadeleye başlanabilir.

“Erken Seçim” talebi, meşru ve haklı bir talep olarak ortaya konabilir.  TBMM zorlanır ve seçim kararı alınırsa, Cumhurbaşkanlığı seçimi de birlikte yapılmak zorunda.

Referandumun yenilenme ihtimali olmadığına göre, iktidar, erken seçim için sıkıştırılabilir.

Çünkü sonuç çok açık, “Oyunun  kurallarıdeğişiyor ve toplumun yarısı bu kurallarla oynamak istemiyor”.

Atatürk Cumhuriyeti Türkiyesi’nin, Anadolu kadim kültürünün, yüzlerce yıllık medeniyet projesinin terk edilip, ekonomik ve siyasi anlamda geri kalmış bir ortadoğu ülkesine dönüştürülmesi düşünülemez.

Demokrasi mücadelesini sürdürmekten başka  çaremizyok.

Umudumuzu kaybetmeye hakkımız yok.