24 Haziran Seçimi Üzerine Bir Değerlendirme;

Sonuç, karpuz gibi bölündüğü düşünülen toplumda bir taraf için bir yenilgi, hatta hezimet, diğer taraf için bir zafer mi acaba? Aslında, karpuzun bir tarafı yarım duruyor ama diğer tarafı “dilimli” ve her dilim kendince o sonucu değerlendiriyor.

Rakamlara bakılırsa, bambaşka yorumlar yapmak mümkün. Cumhurbaşkanı, “Madem seçtiniz, niye MHP’ye mahkum ettiniz beni” diye düşünüyor mudur acaba? Muharrem İnce, “Neden 30 da kaldım, 35 alabilir miydim” diyor mudur ? Kemal Kılıçdaroğlu kurduğu akıllı strateji, sonuca ulaşmadığı, İyi Parti %10 da Saadet %1’in bile altında kaldığı  için üzülüyor mudur? HDP, bölgesinde AKP’nin bu kadar oy almasına kızıyor mudur? MHP, en başarılı çıkan parti  gibi görünse de, ayrılan kadrolarına, azalan oylarına nasıl bakıyordur acaba?

Muhtemelen, kimse kendi açısından çok mutlu değil. Bütün bu değerlendirmeleri herkes yapıyor, yapacak. Haklılığını, haksızlığını değerlendirecek kişi ben değilim. Ben naçizane, CHP ve Seferihisar açısından birkaç kelam edebilirim.

Öncelikle, umutsuz olmak doğru değil. Bu toplumun muhafazakar ağırlıklı bir kimlik taşıdığını biliyorsak, en çok o tabandan oy almaya gayret etmemiz gerektiği apaçık ortada. “Bu toplum değişmez ve asla kazanamayız” diye düşünmek en büyük hata olur. Çünkü, hayat ve toplum hızla değişiyor. Genç nüfusun, nasıl hızla büyüdüğünü ve tutunacak dal, örnek alınacak, güvenilecek yöneticiler aradığını akıldan çıkarmamalıyız. Toplumun yoksul ve iyi eğitim almamış kitlelerine güven vermek istiyorsak, onları anlamaya çalışmak, dokunmak, gerçekten dertlerine derman olmaya çalışmak zorundayız. Sadece seçim öncesi, milyonların katıldığı mitinglere katılmak, 3-5 esnaf ziyareti yapmak, ev ziyaretlerine gitmek yetmiyor, yetmez. Bulunduğumuz yerde, yaptığımız işte, en iyisini yapmaya çalışmak zorundayız. Belediyedeysek, en iyi hizmeti vermek, gelen vatandaşın sorununu çözemiyorsak bile çözmeye gayret etmek, samimiyetle uğraşmak gerekiyor. “Bugün git yarın gel” dememeli, topu üzerimizden atmaya çalışmamalıyız. Toplumların değişiminin uzun soluklu bir mücadele olduğunu, hatta bu çağda, sıçramaların bile  mümkün olduğunu ama değişimin sürdürülebilir bir mücadele gerektirdiğini unutmamalıyız.

En önemlisi, bu güzelim coğrafyada yaşayan insanların daha iyisine layık olduğuna inanıyorsak, şikayet ettiklerimizin, şikayet ettiğimiz kişiler tarafından değiştirilmesini beklemek gibi bir aymazlığa düşmemeli, elimizi  taşın altına sokup, değişimin bir parçası olmalıyız. “Siyaset” yapmalı, ya da kendimizi ifade edebileceğimiz sivil toplum kuruluşları içinde emek vermeliyiz.

“O muhteşem final anı”nın hayalinden  ziyade,  o özlenen ana ulaşmak için çıkılan yolu ve yol arkadaşlarını sevmeliyiz. Hayatımızı anlamlı kılacak olan o değişimin çentiklerinin peşine düşmeliyiz.

Son olarak, bu yenilmiştik duygusundan bir an önce kurtulmalı ve sonuçların içinde saklı olan fırsatları görmeye çalışmalıyız. İnanın bu cennet vatan ve  güzel insanları buna değer. Bu memleket hepimizin ve hepimiz için daha iyi yaşanacak bir yer yapmayı başarmak zorundayız.Üstelik, tarihin en zor  Milli Kurtuluş Savaşını zaferle sonuçlandırmış bir milletin fertleri olarak bu hepimizin bir vazifesidir.

24 Haziran öncesi, aynı umudu paylaşıp, birlikte çalıştığımız, katkı veren, desteğini esirgemeyen tüm Seferihisarlılara, kadınlarımıza, gençlerimize minnettarım. Bugünden itibaren yepyeni bir enerjiyle yola devam edeceğinize, üstlendiğiniz öncülüğü sürdüreceğinize bütün kalbimle inanıyor, aranızda bulunmaktan büyük gurur duyuyorum. Seçim kampanyası boyunca, Seferihisar’da yarattığımız kirlilik, gürültü vb sorunlar nedeniyle de tüm vatandaşlarımızdan özür diliyorum.Tüm Seferihisarlıların Belediye Başkanı olarak,  seçimlerin huzur ve barış içinde geçmesini mümkün kılan herkesi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.  Yaşasın Seferihisar, onun güzel insanları ve  yaratacağımız daha aydınlık gelecek.